Hayatımın önemli bir kısmı bilgisayar başında geçiyor. Yaptığım işin en az %80′inde bilgisayar ve internet kullanıyorum, toplantılarda daima bir bilgisayar önümde açık, elektronik postalarımı sık sık kontrol ediyorum, yolda geçirdiğim zamanda biriyle sohbet etmiyorsam telefonumla internette geziniyorum, eve gelince yaptığım ilk iş notebook’un düğmesine dokunmak oluyor, uyurken dahi bilgisayardan video izlemek gibi bir alışkanlığım var. Özetle ben bir teknoloji bağımlısıyım. Teknoloji hayatımı öylesine ele geçirdi ki alışkanlıklarımın neredeyse tamamı küçük çaplı bir evrim geçirdi.
Her şeyden önce kağıtla olan ilişkim neredeyse kopma noktasına geldi. Sadece zevk için bir şeyler karalayarak bitirdiğim defter sayısı hiç de az değildir oysa. 1 yıl öncesine kadar bir müşteriye gittiğimde defterimi çıkarır notlar almaya başlardım. Bu alışkanlığı da Evernote‘la tanışmamın ardından tamamen bıraktım. Öyle ki 2 ay önce başladığım yeni işi kabul ederken koyduğum koşullardan biri ofiste kullanacağım bilgisayar dışında bir de netbook sahibi olmaktı. Zira 3 kiloluk bilgisayarları taşımak da da bilgisayarı taşımamak için kağıda not almak da zor geliyordu.
Kendimi bildim bileli okuyan biri olmuşumdur. Hala fazlasıyla okuyan bir insanım ancak son dönemde elime kitap aldığım pek söylenemez. 3 yılı aşkın zamandır kullandığım Google Reader öyle bir canavara dönüştü ki içerisinde biriken makaleleri süpürmek bile ortalama günde birkaç saatimi alır oldu. Ara sıra temizlik yapıp bir çok aboneliğimi iptal etsem de aboneliğini eklediğim site sayısı iptal ettiklerimin sayısını her zaman aşıyor.
Twitter takibi, birkaç haber sitesine bakma, buralarda karşıma çıkan link’lerdeki yazılara göz atma, biraz Facebook vs. derken bilgisayar uzun uzun bir şeyler okuduğum bir araç haline de geldi. Muhtemelen bundan ve kafa kağıdının yavaş yavaş eskimesinden dolayı da gözlerim olumsuz sinyaller veriyor bir süredir. (Evet kontrole gitmeyi de sürekli erteliyorum.)
Gün geçtikçe bu alışkanlıklara yeni teknolojik aletler de ekleniyor. 4-5 ay önce yadigar telefonumun tehlike çanları çalması üzerine fiyat performans olarak piyasadaki en iyi telefon olarak niteleyebileceğim Nokia 5800′ı satın almamla cep telefonundan gazete okumak gibi bir alışkanlık da edindim ki bu okuma yönteminin faydadan çok zararı var, biliyorum. Yine de özellikle otobüs, metro vb. ortamlarda ilk yaptığım şey elimi telefona atıp okuyacak bir şeyler aramak oluyor. Kaldı ki telefonum en üst seviye teknolojik özelliklere sahip bir model değil. En azından iPhone gibi uygulama zengini bir platformu yok. iPhone almayı da epey düşündüm, ancak sadece uygulamaları için bir telefona 1500 TL civarı bir para ödemek içime sinmedi. Ancak itiraf etmeliyim ki Apple’ın yeni mucizesi iPad tam bana göre bir ürün. Okunabilirliği yüksek, ekranı geniş, ve hafif. iPhone almakta gösterdiğim direnci iPad’de gösterebileceğimi pek zannetmiyorum.
Özetle teknoloji ile çevrili bir hayatın içerisindeyim uzunca bir zamandır. Bundan şikayetçi miyim? Sanırım hayır. Ancak okunmayı bekleyen kitaplarım, büyük bir hevesle aldığım Moleskine defterlerim kuzu kuzu duruyor masamın üzerinde. Hangisi daha doğru, ya da bu işin bir doğrusu var mı bilmiyorum. Yine de günün birinde bilgisayarları, telefonları bir kenara bırakıp geniş bir kütüphanenin içerisinde ağır ağır okumanın, sevdiğim yazarları kıskanıp kalemle bir şeyler karalamanın, bir pikaptan Beatles dinlemenin sonra da dışarı çıkıp uzun uzun yürümenin hayalini kurmuyor değilim. O günün ne zaman geleceği konusunda ise -şimdilik- tahmin dahi yüretememekteyim.
Yorum yok.↓
Şu ana dek yorum yapılmamış. Yorum yapmak için aşağıdaki formu doldurunuz.
Yorum Yaz