keyfehli.net header image 1

Günlük Rutinler

28 Aralık 2008 · Yorum yok · Internet&Teknoloji

Sabah FriendFeed‘e göz atarken karşıma çıkan bir site Daily Routines. Özgür Alaz paylaşmış, iyi de yapmış.

Sitenin ifadesiyle Daily Routines yazarların, sanatçıların ve diğer ilginç şahsiyetlerin bir gününü nasıl geçirdiğini çeşitli kaynaklardan derleyip yayınlıyor.

Gün boyunca çalışırken, mola anlarında birer günlük rutin okudum ve motivasyonum arttı, ya da öyle zannettim bilmiyorum.:)

Her ne olursa olsun Daily Routines’i çok sevdim. Özellikle çalışma isteğimin azaldığı zamanlarda kendime “Bak elalem nasıl çalışmış, tembellik yapma” diyebilmemi sağlayacağını düşünüyorum.

→ Yorum yokEtiketler:··

Tuhaf Zevkler II

24 Aralık 2008 · Yorum yok · Günlük

Tuhaf Zevkler I ile başladığım yazıyı tamamlayayım.

Geceleri radyo dinleyerek uyuma alışkanlığım, bir müddet sonra televizyon izleyerek uyumaya döndü. Bazı geceler yatağı, yorganı salona taşır, televizyonda kendime göre bir program arar ve o programın bana ninni etkisi yapmasını beklerdim. Genelde 1 saat içerisinde etkisini gösterirdi renkli kutu. Ateşli bir açık oturum tartışmacısının yüksek sesi ile uyurdum.

Kendi odamda uyuduğum gecelerde radyo dinlemeye devam ettim. Muzo’nun dışında Açık Radyo’da sabahları yayınlanan haber programı Açık Gaste’nin tekrarı gece 1′de başlardı. Küresel ısınmanın ne olduğunu yıllar önce Ömer Madra’dan öğrenmiştim. Adam yırtınıyordu, “sallamıyorsunuz ama bu iş felaketimiz olacak” diye. Haklı da çıktı…

Evimize bilgisayarın girmesi ile ara ara Winamp’ta hazırladığım liste ile de uyuyordum. Özellikle lise son sınıfta Nirvana’nın Unplugged albümü uyku öncesi favorilerimdendi. Bazen okuldan geldikten sonra ve test çözmeye başlamadan önce son ses Metallica dinleyerek öğle uykusuna yattığımı hatırlıyorum da, akıllara zarar…

Winamp,radyo ve kimi zaman da bir roman arasında gidip gelirken geniş bant internetin kara sularımızdan içeri girmesi ve webdeki video içeriğinin artması ile alışkanlığım evrim geçirdi, artık video izleyerek uyuyorum.

Firefox’un fonksiyonel eklentisi DownlodHelper ile indirdiğim videolardan birini uyumadan önce açar ve yarım saatle bir saat arasında uykuya dalar oldum. En sık yararlandığım kaynak ise NTVMSNBC’nin videolar bölümü. Kendilerine böyle bir hizmette bulundukları için ne kadar teşekkür etsem azdır. NTV’de yayınlanan hemen hemen tüm programların videoları(hem de reklam izleme derdi olmadan) 1 günden az bir süre içerisinde webe yükleniyor. Bilgisayarımda Uykudan Önce isimli bir dizinim var. Bu dizine sıklıkla Mehmet Barlas ve Emre Kongar’ın bence bir TV harikası olan programları Yorum Farkı’nı, Hıncal Uluç her hafta aynı şeyleri tekrarlasa da “bu hafta ne zırvalamış?” demekten kendimi alamayıp bir göz attığım 90 dakikayı, bazen İlber Ortaylı’nın tarih programını ya da bir başka videoyu indiriyorum. Vakti gelince de o anki haleti ruhiyeme uygun olan birini seçip, uykuya dalıyorum.

Herhalde son yıllarda bir şey dinlemeden ya da izlemeden uyuduğum gecelerin sayısı 20 ya da 30′u geçmez. Belki de zevkin ötesinde bir alışkanlığa dönüştü bu yaptığım.

Bu tuhaf zevkim ya da takıntım zaman içerisinde yeni evrimler geçirecek mi? Merak etmiyor değilim, geçirirse de bir üçüncü yazıda anlatırım artık.

→ Yorum yokEtiketler:······················

Tuhaf Zevkler I

23 Aralık 2008 · Yorum yok · Günlük

Ne zamandır yazmak istediğim bir konuyu geceyarısı kaçan uykumun etkisiyle ele alacağım.

Henüz lise 1. sınıf öğrencisiyken, yani bundan 11 sene kadar önce edindiğim bir alışkanlığım var. Geceleri bir şeyler dinleyerek ya da izleyerek uyumak.

Lisenin hazırlık sınıfındayken para biriktirip aldığım taşınabilir kaset çalar ile (nam-ı diğer walkman) kazandığım bir alışkanlık bu. Geceleri ya bir kaseti -bilmem kaçıncı defa- dinlerken uyuya kalırdım, ya da bir radyo programını. Aslında radyo dinlemek uyumaktan çok ayakta kalmamı tetiklerdi. Radyo D’de saat 10′da Beyaz’ın programıyla başlardı gece. Bugün pek gülemesem de kendisine, o zamanlar radyoda epey komik bir program yapıyordu. Üstelik güzel şarkılar da çalıyordu. Sıkı bir Ortaçgil dinleyicisi olmamda Beyaz’ın önemli bir katkısı vardır.

Beyaz bittikten sonra ise benim için gerçek radyo efsanesinin programı başlardı: Muzo. İlk başlarda tarzına alışmakta zorlansam da, zamanla bir nevi bağımlılık haline gelen komik adam. Sanırım 4-5 sene birçok geceyi Muzo’yu dinleyerek tamamladım. Gecenin bir yarısı yorganın altında kıkır kıkır gülerdim, annemler deli bu çocuk diyorlardı muhtemelen. (Benzer bir tepkiyi tuvalette oturup Le-Manyak okuduğumda da veriyorlardı. Tuvaletten yükselen kahkaha sesleri normal karşılanmıyor haliyle.)

Şimdi de ara ara geceleri radyoyu açar ve Muzo’yu dinlerim. Kendisine eskisi kadar güldüğümü söyleyemem, ama hala sıkılmadan yapabildiğim bir şeydir Muzo’yu dinlemek.

Yazıya devam edeceğim…

→ Yorum yokEtiketler:·······

Masumiyet Müzesi’ni Okurken

11 Aralık 2008 · Yorum yok · Kültür-Sanat

Orhan Pamuk’un romanını çıktığı gün büyük bir hevesle almıştım. Bir yandan iş, bir yandan da okul derken, kitaba başlamayı mezuniyet sonrasına (söyleyince tuhaf geliyor ama hepsi hepsi 1 ay kaldı) bırakmıştım. Ancak bütün bayram tatilini çalışarak geçiremeyeceğime, boş zamanlarımda makale okumak zorunda olmadığıma karar verip geçtiğimiz Cuma akşamı Masumiyet Müzesi’ne başladım. :)

Kitabın henüz yarısında bile değilim ama dikkatimi çeken birkaç noktayı yazayım.

Pamuk’un dili gün geçtikçe basitleşmekte. Bunu olumsuz bir şey olarak söylemiyorum. Aksine basit yazabilmek büyük bir maharettir. (İyi kötü yazıyla uğraşan birisi olarak uzun ve anlaşılmaz cümleler kurma huyumdan kurtulmaya çalışmışımdır. Yine de can çıksa da huy çıkmıyor.) Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’dan sonra yazdığı iki roman (Kar ve Masumiyet Müzesi) daha rahat ve hızlı okunabilmekte. Kara Kitap’ı, Benim Adım Kırmızı’yı bir haftada ya da 10 günde okumak hatadır benim için. Ağır ağır okumak gerekir ki tadına varılsın, gerçekten anlaşılsın.

Orhan Pamuk eski roman karakterlerine, ailesine ve kendisine takılmaktan büyük bir haz duyuyor. Masumiyet Müzesi’nin en uzun bölümlerinden biri olan “Nişan”da Pamuk ailesine,  Orhan Pamuk’un kendisine, Kara Kitap’ın efsane köşe yazarı Celal Salik’e, Cevdet beyin oğullarına rastlamak çok güzeldi.

Kitabı okudukça bir takım notlar da alıyorum her zamanki gibi. Onlardan biriyle bitireyim bu yazıyı.

“Her akıllı insan hayatın güzel bir şey olduğunu, amacının da mutlu olmak olduğunu bilir” dedi babam üç güzel kızı seyrederken. “Ama sonra yalnızca aptallar mutlu olur. Nasıl izah edeceğiz bunu?”

→ Yorum yokEtiketler:·······

Bugün Bayram

8 Aralık 2008 · Yorum yok · Günlük

Barış Manço - Bugün Bayram

Her ne kadar 10′da uyanmış olmak Bugün Bayram’ı dinlerken küçük bir pişmalık hissi verse de, çocukluğumun en mutlu anları arasına alabileceğim bayram sabahlarının ne kadar güzel olduğunu hatırlatıyor bu şarkı.

Keşke her çocuk Barış Manço’yu dinleyip, Adam Olacak Çocuk’u izleyebilse.

→ Yorum yokEtiketler:··

Annie Hall II

1 Aralık 2008 · Yorum yok · Kültür-Sanat

Şu eski fıkra geldi aklıma. Adamın biri psikiyatriste gider ve “Doktor, kardeşim delirdi. Kendini tavuk sanıyor. ” der. Doktor da der ki, “Neden onu getirmediniz? ” Bunun üzerine adam “Getirirdim ama bana yumurta lazım.” der.

İlişkiler hakkında ben de böyle düşünüyorum. Tamamıyla mantıksız, çılgınca ve absürttür. Ama galiba sürdürmek zorundayız çünkü çoğumuzun yumurtaya ihtiyacı var.

→ Yorum yokEtiketler:··

Annie Hall

29 Kasım 2008 · Yorum yok · Kültür-Sanat

Zihinsel ve fiziksel yorgunluğun had safhada olduğu günlerde tanıdık bir Woody Allen filmi iyi geliyor. ..

Annie: Kabul edelim Alvy. İlişkimiz yürümüyor.

Alvy: Biliyorum. İlişkiler köpekbalığı gibidir, sürekli ilerlemek zorundadır, yoksa ölür. Ve sanırım elimizde ölü bir köpekbalığı var.

→ Yorum yokEtiketler:··

KOBİ’lerde İnternet Reklamcılığı Farkındalığı Anketi

21 Kasım 2008 · 2 yorum · Internet Marketing

Mezuniyet projem için uzunca bir süredir üzerinde çalıştığım “KOBİ’lerde İnternet Reklamcılığı Farkındalığı” konulu anket nihayet hazır.

Veri toplamaya şu andan itibaren başlandı. Katılımın yüksek olmasını ümit ediyorum.

Anketin hazırlanması aşamasında önemli katkıları olan danışman hocam Zuhal Tanrıkulu’na,  anket hazırlama konusundaki deneyimlerini benimle paylaşan Mustafa Duran’a, anketin ön hazırlığı için destek istediğim insanlara ulaşmamı FriendFeed’de açtıkları başlıklarla kolaylaştıran Selçuk Koyuncu ve Erhan Erdoğan’a,  ve bu başlıklara yazdıkları yorumlarla bana yardımcı olan tüm FriendFeed ahalisine sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Ankete ulaşmak için tıklayınız.

→ 2 yorumEtiketler:········

Sat Sat Nereye Kadar?

18 Kasım 2008 · Yorum yok · Business

Bugün istesek 1 milyon adet satarız. Ancak altyapı ve servis olarak buna hazır olmazsak ertesi yıl hüsrana uğrarsınız. Bu yüzden istikrarlı büyürseniz rakiplerinizin size ulaşması kolay değil. Biz önce istikrarlı büyümeye devam etmeliyiz.

Yukarıdaki sözler Casper’ın Yönetim Kurulu Başkanı Altan Aras Fakılı’ya ait. O kadar doğru ki söyledikleri…

Satış yapmak iyidir güzeldir, patronların hoşuna gider. Ancak müşterinize satarken gösterdiğiniz ilgiyi, sattıktan sonra da gösterebilecek sisteme sahip değilseniz bir süre sonra hiçbir şey satamaz hale gelirsiniz. Bu yüzden ne sattığınızı bilerek satmak ve satarken mümkün olduğunca(!) dürüst olmak uzun vadede başarıyı getirecektir. Kısa vadeli başarılar peşindeyseniz ayrı mevzu tabii…

→ Yorum yokEtiketler:··

Yazılımın Ötesindeki CRM

15 Kasım 2008 · Yorum yok · Business

Birkaç gün önce Darty’nin Asmalımescit şubesinden MP3 çalarım için bir kılıf satın aldım. Kılıfın ücretini ödemek için kasaya yöneldiğimde kasiyer adımı soyadımı sordu. Ben de daha önce Darty’den alış veriş yaptığımı, yani sistemlerinde kaydımın bulunduğunu belirtip adımı ve soyadımı söyledim.

Sistemde adım Mehmet Can olarak tanımlanmış. Darty’den alış veriş yapmış 10′dan fazla Mehmet Can var sanırım, kasiyer hangisinin benim kaydım olduğunu anlayamadı bir süre. Aslında benzer durumu Darty’den her yeni bir şey alışımda yaşıyorum.

Kasiyer 5 dakika boyunca hangi Mehmet Can’ın ben olduğumu anlamaya çalıştı, ben de dayanamayıp onun yanına geçtim ve yardımcı oldum.

Sistemdeki Mehmet Can’ların çoğu isim ve soyaddan ibaretti. Onları diğer Mehmet Can’lardan ayıracak bilgi girilmemişti. Ekran başında biraz daha boğuştuktan sonra sıkılan kasiyer rasgele bir Mehmet Can kaydını açıp faturayı kesmeye kalktı. Ben de daha önce Darty’den bir çok ürün satın aldığımı ve kaydı bulabileceğimizi tekrarladım. Mehmet Can havuzuna geri döndük. Neyse ki bana ait kayıtta adres bilgileri girilmişti ve faturayı gerçek Mehmet Can’ın üzerine kesmeyi başardık.

Bu hikayeyi anlatma sebebime gelince.

Şirketler önemli kaynaklar ayırıp ERP ve CRM yazılımları satın alıyorlar (Darty’nin kullandığı ürün de dünyanın en büyük yazılım firmalarında birinin içerisinde CRM fonksiyonları da bulunan ERP çözümüydü ). Ancak birçok firma projeler nihayete erip sistem kullanılmaya başlandıktan sonra her şey çözülmüş gibi davranıyor. Halbuki her şey bu aşamada başlıyor. Sistemi kullanacak insanlar yeterli donanıma sahip değillerse ya da bu konuda eğitilmemişlerse o koca koca yazılım paketleri birer veri çöplüğüne dönüşüyor. Eskiden adını soyadını alıp elle fatura kestiğimiz müşteriye fatura kesmek için samanlıkta iğne aramak zorunda kalabiliyoruz.

CRM dediğimiz kavramın içini dolduramıyoruz maalesef. Yazılım satın almak işin küçük bir detayı. Hatta çok da önemli olmayan bir detayı. SAP, Microsoft ya da Oracle olması o kadar da mühim değil. Kurumlar müşteri ilişkilerini yönetmenin yani CRM’in onu kayıt altına alıp verilerden birkaç süslü rapor çekmek olmadığını anlayamayabiliyorlar.

Bu anlattıklarım Darty’de CRM konsepti yok manasına gelmiyor tabii. Benim yaşadıklarım birkaç münferit olay nihayetinde. Ayrıca mağaza çalışanları son derece iyi niyetli, sizinle “lütfen” ilgilenmiyorlar. Bir soru sorduğunuzda cevaplamaya çalışıyorlar ya da sizi hemen konunun ilgilisine yönlendiriyorlar. Yani bir müşteri olarak Darty’den alış veriş yapmaktan memnunum ve yeni bir teknolojik ürün, aksesuar vs. almak istediğimde çoğu zaman diğer mağazalara bakmadan Darty’nin yolunu tutuyorum. Ancak gelişmenin sınırı yok. Her zaman daha iyi hizmet mümkün…

→ Yorum yokEtiketler:······